Home » Murat Duman

Hakkımda, hakkınızda yazılarınızı da düzenli aralıklarla güncellemeniz gerekir. Bu, hem yaşadığınızın hem de kendinize zamanla birlikte yeni değerler kattığınızın bir göstergesidir.  Kendimizden bahsettiğimiz bu sayfaları genelde yazmak oldukça zor gelir. O yüzden biz de bu alanları çeşitli tarihler, iller, ilçeler, nerden de okumayı söktüm dedirtecek okul isimleri ve yapmadığımız ama göbeği eritmek için yapıyor olmayı istediğimiz spor ve etkinliklerle doldurmaya çalışırız. Evet, çoğu zaman bir insana kendimizi anlatabileceğimiz nadide yerlerden birini gerçek bizi anlatmayan birçok detayla doldururuz.

Yoksa bu sayfalar okunmaz mı diyorsunuz? İşte şimdi kendinizle çelişmeye başladınız bile. Hayvanları, doğayı sevmeyen, korumayan insanları da sevemez diyoruz. Peki kendini sevmeyen, önemsemeyen, bu dünya üzerinde biricik (unique ID) olduğunun farkında bile olmayan birisine kaç dakikanızı ayırırsınız? Daha kendini doğru düzgün anlat(a)mayan birisinin web ortamındaki güncesinde düşüncelerini, fikirlerini ifade edebileceğine açıkçası inanmıyorum.

Sanal ortamdaki varlığınızı korumak gerçek dünyadaki kadar kolay değildir. Dijital kimlik oluşturulması, korunması ve yönetimi hatırı sayılır bir çaba ve zaman ister. Bu yüzden kimliğinize, düşüncelerinize ve yazılarınıza lütfen sahip çıkın.

Bazılarına oldukça anlamlı gelen Murat Duman’ın hayatını bir de tersten okuyalım:

2009 yılı başında ODTÜ-BÖTE Yüksek Lisans programındaki üstün başarı koşullarını sağladığım için Doktora programına geçiş yaptım.

2008 Kasım ayından bu yana Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ), Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü’nde (BÖTE) Araştırma Görevlisi olarak çalışıyorum. Tezim ve yürüttüğüm diğer projelerin yanı sıra bölüm bünyesinde bulunan ortak kullanıma açık bilgisayar laboratuvarlarının kurulumu, yönetimi ve bakımı ile sunucu sistemlerinin yönetimi gibi görevleri yürütmekteyim.

2002 yılına gelmişiz, o zamanlar ÖSS var. Şimdi de var mı bilemiyorum, uzun yıllar oldu. Ama gözlemlediğim kadarı ile sistem gayet güzel ilerliyor. Öğrencilere birşeyler öğretiyorlar! Sonra öğrenciler soruları cevaplıyor. Yerleşenler yerleşiyor, yerleşemeyenler müziğin değişmesini bekliyorlar. Geçen gün tüm alışveriş merkezlerini, marketleri boşverip bir bakkala gittim. Bakkal amca yanımdaki çocuğa dönüp “ne istersin?” diye sordu. Çocuk önce bocaladı, belki de beklemediği bir soruydu, yoksa okulda ona bir şey isteyebileceği öğretilmemiş miydi? Tabii ki kendinden emin çocuk doğru cevabı verdi: Şıkları görebilir miyim? Sevgili kurum, biz ayrı dünyalardanız. Yıl hala sabit, annem bir rüya görüyor, dejavu. Hemen rüya yorumlarına bakıyoruz, kitap ODTÜ-BÖTE diyor. Her yıl kafamdaki saç kütlesini satıp, yeni kitaplar ve parçalar alıyorum bilgisayarıma.

Liseye geldiğimde uzun okul isimlerinin hayatımın bir parçası olduğu daha da belirginleşmişti. Okulun adı çok önemli değil, önemli olan kiminin meslek lisesi dediği yeri ilk tercih olarak yazmam, kazanmam ve orda dört yıl okumam. Okul numaram 1 (bir), okul birincisi olarak bitiriyorum ve ilerleyen dönemlerde hem kişisel hem de sınıf olarak birçok başarıya imza atıyoruz. Satranç, masa tenisi, şiir ve kompozisyon birincilikleri. Okucuyu çok merak ettin biliyorum; Edincik Recep Gençer Anadolu Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi, Bilgisayar / Yazılım Bölümü.

Bazı okuyucularım o dönemleri hatırlamazlar, internet lütfetmiş Türkiye’ye gelmiş, biz de internet cafe’lerde mIRC, ICQ gibi ortamlarda takılıyoruz, arama motorlarına dönemin popüler kelimelerini yazıyoruz. Ama arama motoru oldukları için bulma işlemini pek iyi gerçekleştirdikleri söylenemez. Nihayet evimizde bir bilgisayar var, ama görmelisiniz canavar gibi hızlı. Pentium 75Mhz. Evet pentium ama II, III filan değil. O dönemde beni en derinden etkileyen olay şudur: doğum günüm gelmiş, ki doğum günlerimi kutlamayı pek sevmem, onun yerine arkadaşlarımın beni normal bir günde arayıp sormaları, nasıl olduğumu merak etmeleri benim için daha önemlidir. Ama bir şekilde gelmiş o gün, arkadaşlarım da bana bir sürpriz yapmak amacıyla bir bilgisayar oyunu CD’si almışlar. İsmini hatırlamıyorum ama Power Football gibi bir şey. Emre çok sever futbol oyunlarını, alalım da birlikte oynarız diye düşünmüştür. Piyasada bu oyundan daha düşük sistem özelliği isteyen başka oyun yok. Henüz flash keşfedilmemiş, insanoğlu giflerle türlü türlü atraksiyonlar yaratıyor. Şimdi yapımcısını bulsam facebook üzerinden poke atmayacağım oyun benim bilgisayarımda çalışmadı. Birden odaya derin ve karanlık bir duygu çöktü. Hemen internete bağlanıp yapımcısına e-posta atmak istedim. Gerçek dünyadan öğrendiklerimiz işlerin posta koymadan yürümeyeceği yönündeydi. Ama bir fabrikanın dialup şifresini kullandığımız (örgütlü suç!) için akşama kadar beklemek gerekiyordu. Hem akşam posta tefefon telgraf şirketi ücretlerde indirim yapar, bir neslin gece çalışıp gündüz uyumasına katkıda bulunurdu.

Orta okul ikinci sınıfa kadar internet odamdaki kitaplığımda henüz yerini almamıştı. Her ne kadar bilgisayarlarla haşır neşir olsam da uzun yıllar lale devri hayatı sürmüştüm. Halamızın salçalı ekmekleri, üç-beş aylık kamp tatilleri, dört göremeyeceğiniz karneler, joysticki sürekli bozulan atari, bu döneme damgasını vuran tamlamalardan bazıları.

1 Eylül 1984 gününden (-9 ay +10 hafta ~1-2 gün ) önce kalbim atmaya başladı.